Aziz Dağtekin | Cuma Sohbeti
İnsan, dünya için ne çok yoruluyor… Daha fazla para kazanmak, mal mülk sahibi olmak, makamını korumak için bazen ömrünü tüketiyor.
Kimi bir menfaat uğruna kalp kırıyor, kimi üç kuruş için dostunu siliyor, kimi de dünyalık uğruna kul hakkını unutuyor.
Peki, hiç düşündük mü? Bir gün öleceğiz. Peki, bunca hırs, bunca eziyet, bunca kalp kırmak ne için?
İslam inancına göre hayat yalnızca dünyadan ibaret değil.
Ölümün ardından bir hesap, hesabın ardından da ahiret hayatı var.
Üstelik bu yolculuk, sandığımız kadar uzak değil. Bugün bir başkasının cenazesine katılırken yarın kendi cenazemizin kaldırılacağını bilmiyoruz.
Meleklerin görevlerini hiç düşündük mü?
İslam inancında Allah’ın görevlendirdiği meleklerin her birinin ayrı bir vazifesi vardır.
Cebrail Aleyhisselam, Allah’ın vahyini peygamberlere ulaştıran melektir. Kur’an-ı Kerim’de Cibril adıyla da anılır.
Mikail Aleyhisselam, İslam geleneğinde yağmur, rızık ve tabiat olaylarıyla ilgili işlerle görevlendirilen melek olarak bilinir.
İsrafil Aleyhisselam, kıyametin kopması ve yeniden dirilişle ilişkilendirilen sûra üflemekle görevlidir.
Azrail Aleyhisselam diye bilinen ölüm meleği ise Kur’an’da Melekülmevt, yani ölüm meleği olarak anılır. Her canlı gibi insanın da dünya hayatı bir gün sona erecektir.
Peki, bunları biliyoruz da kendi ölümümüzü ne kadar düşünüyoruz?
Kabirde bizi ne bekliyor?
İslam geleneğinde Münker ve Nekir, kabir sorgusuyla anılan meleklerdir. İnsan, dünya hayatının ardından kabir ve ahiret gerçeğiyle yüzleşecektir.
Kiramen Katibîn, insanın amellerini yazmakla görevli meleklerdir. İyiliklerimiz ve kötülüklerimiz, yaptıklarımız ve söylediklerimiz… Hiçbir davranışımızı önemsiz görmemeliyiz.
Hafaza melekleri ise insanı gözetmekle görevli melekler olarak anılır. Bu görev, Allah’ın takdirinden bağımsız, mutlak bir korunma garantisi anlamına gelmez.
Hamele-i Arş, Allah’ın Arş’ını taşıyan ve çevresinde O’nu tesbih eden meleklerdir.
Cennetin bekçisi olarak Rıdvan, cehennemin görevlisi olarak ise Malik adı İslam geleneğinde yaygın biçimde anılır. Cehennemde görevli azap melekleri de zebaniler olarak bilinir.
Bütün melekler Allah’ın emriyle hareket eder.
Şimdi bir kez daha düşünelim. Bu kadar büyük bir yaratılış düzeni içinde bize verilen ömür ne kadar uzun? Ve biz bu ömrü ne için harcıyoruz?
Defter açıldığında ne diyeceğiz?
Kur’an’da insanın amel defterinin ortaya konulacağı ve yaptığı işlerle yüzleşeceği bildirilir. Halk arasında Defter-i Kebir sözüyle ifade edilen büyük hesap düşüncesi de insana bunu hatırlatır.
O gün malımız, makamımız, evimiz ve arabamız değil; yaptıklarımız önem taşıyacak.
Bir yetimin gözyaşı, bir mazlumun ahı, haksız yere alınan bir hak, kırılan bir gönül…
Dünyada unutulmuş olabilir. Ama Allah’ın huzurunda hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağına inanıyoruz.
İnsan o gün, “Keşke biraz daha zengin olsaydım” mı diyecek, yoksa “Keşke kimsenin kalbini kırmasaydım, keşke kul hakkına girmeseydim” mi?
Bunca dünya hırsına değer mi?
Elbette çalışalım, kazanalım, evimiz ve arabamız olsun. Ailemize helalinden rızık götürelim. Bunların hiçbirinde yanlış yok.
Yanlış olan, dünyalık uğruna vicdanımızı kaybetmek, insanları ezmek, kardeşliği bozmak ve ahireti unutmaktır.
Bir makam için kalp kırmaya değer mi?
Bir avuç para için kul hakkına girmeye değer mi?
Daha fazla kazanacağız diye ömrümüzü tüketirken ölümün bizi beklediğini unutmaya değer mi?
Bugün başkalarının mezarına bakıyoruz. Yarın başkaları bizim mezarımıza bakacak.
Dünya bizsiz devam edecek; fakat bizim dünya hayatımız sona erecek.
Öyleyse henüz vakit varken helalleşelim, gönül alalım, iyilik yapalım. Kazanalım ama haksızlık etmeyelim. Güçlenelim ama kibirlenmeyelim.
Çünkü bir gün bütün kapılar kapanacak, bütün mazeretler bitecek ve yaptıklarımızla yüzleşeceğiz.
Unutmayalım! Ölüm uzak değil, ömür emanet. Dünya geçici, hesap gerçektir.
Ve insanın kendine sorması gereken son soru şudur:
Bir gün Allah’ın huzurunda vereceğimiz hesabı düşününce, bunca hırs, bunca kavga, bunca kalp kırmak gerçekten değer mi?