Her partinin Türkiye partisi olmak mecburiyetinde olduğunu belirten Devlet Bahçeli, bu kapsamda partilerden beklenenleri de 24 madde halinde sıraladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme ilişkin değerlendirmelerine devam ediyor.
Bahçeli Ramazan Bayramı boyunca Türk Gün gazetesinde yayınladığı yazılarına bir yenisini daha ekledi.
Devlet Bahçeli son yazısında Türkiye partisi olama’ konusuna yoğunlaştı.
Bahçeli’nin yazısında konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi:
“Türk siyasetinde faal halde bulunan her partinin birincil kaynağı Türk milleti, aidiyeti de Türkiye’dir.
Her parti Türkiye partisi olmak mecburiyetindedir.
Bir milletin milli ve manevi değerler manzumesini kabullenmek ve savunmak, toplumsal merkezi siyaseten ifade etmek demektir. Milli duruş ve ortak değerlerin merkezde yer aldığı Türk siyaset arenasında her siyasi parti kendisini bu merkeze göre tanımlamak zorundadır.
Siyasi partilerin kuruluş, program, faaliyet ve hedefleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesiyle, Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle çelişemez, çatışamaz, ters düşemez.
Türkiye’nin geçmişten tevarüs edip geleceğini risk ve tehlikelere sevk eden sorun alanlarına ciddiyetle eğilmek, bu mahut sorunları cesaretle ele almak öncelikle siyaset müessesinin başlıca sorumluluğudur.
Anlaşmazlıkların, görüş ayrılıkların, soğuk bakışların, katılaşmış diyalogların, yanlış anlamaların, hastalık derecesindeki peşin hükümlerin muhakkak bitirilmesi halisane dilek ve temennimizdir.
Yerel ve yöresel farklılıkların Türk kültürünün zenginliği içinde ve onun tamamlayıcı renkleri olarak görüldüğü bir anlayış üzerinde sağlanacak genel bir uzlaşmanın, toplumsal barış ve huzur için önemli katkı sağlayacağına şüphe yoktur.
Türk ve Türkiye yüzyılında, toplumsal yaraların sarıldığı, kronik meselelerin köklü çözümlerle buluşturulduğu, milli ve manevi değerlerle kenetlenmiş bir Türkiye’ye Allah’ın izniyle vasıl olmak hepimizin müşterek gayesidir.
Her alan ve sahada bir uzlaşma vasatı tezahür etmelidir.”
Bu kapsamda Devlet Bahçeli 24 madde sayarken şu ifadeleri kullandı:
-Türk devletinin kuruluş ilkelerine, Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlılık. -Türkiye’nin hukuk düzenine uygun hareket etme.-Ortak tarih, kültür ve medeniyete, gelecek tasavvuruna, birlikte yaşama iradesine güçlü vurgu, tasada ve kıvançta bir olma yönünde duygudaşlık.
-Vatandaş odaklılık
-Bölgesel veya belirli kimlikler üzerinden değil Türkiye’nin bütününe yönelik toplumsal sorunlara odaklanan bir siyaset anlayışının egemen olması
-Milli birliği içselleştirme-Terörü ve şiddeti bir yöntem olarak görmeme, amaçları için terörü yöntem olarak görenleri lanetleme
-Türkiye’yi temsil noktasında milli hedef ve politikalara göre hareket etme
-Türkiye’nin gelişmesi, kalkınması, daha müreffeh bir ülke olması, huzur ve güvenliği, beka ve birlikteliği için çalışma
-Bölücü, dışlayıcı, toplumu kışkırtıcı, tahrik edici, ayrıştırıcı dil kullanmama
-Anayasal düzene, hukuk normlarına uygun söylem geliştirme-PKK, FETÖ, DEAŞ gibi terör örgütlerini meşrulaştırmama
-Kimlik siyasetini öne çıkarmak yerine kapsayıcı Türk vatandaşlığı üzerinde mutabakat
-Türkiye’nin birliği, bekası ortak geleceği ve güçlü Türkiye için çaba sarfetme
-Siyasete katılımı artırma, teşkilatlarında çeşitliliği sağlama
-Etnik temelli siyaseti çağrıştıran unsurlardan vaz geçme
-Devlet kurumlarıyla iletişimi güçlendirme
-Devlet karşıtı politika ve söyleme son verme
-Parti programlarında istiklal marşı okuma, Türk bayrağı asma gibi ritüelleri yerine getirme
-Kurucu değerlere Atatürk’e sahip çıkmak
-Şehidine ağlamak, milli maç galibiyetine sevinmek
-Milli sınırlar içinde üniter yapıda birlikte yaşama iradesine inançla bağlı olmak, tek devlet, tek millet, tek vatan tek bayrak ta birleşmek, anayasanın ilk üç maddesindeki kurucu ilklere sadık olmak
-Güçlü Türkiye ve müreffeh toplum için politika geliştirmek
-Kısaca Önce ülkem ve milletim diyebilmek hep birlikte Türkiye’ye inanmaktır.
Devlet Bahçeli’nin yazısının tam metni:
Evrensel demokratik normlara göre de demokratik siyaset, bireylerin ve toplumun ortak yaşamını düzenleyen bir yönetim biçimidir ve hukukun üstünlüğü, halkın katılımı, temel hak ve özgürlüklerin korunması gibi unsurlar üzerine inşa edilir. Sadece belirli bir kesimin değil, milli hedef ve ilkeler doğrultusunda tüm toplumun çıkarlarını gözeten kapsayıcı bir yönetim anlayışını benimser.
Bu amaçla destekleyici mevzuat adımları da atılabilecektir.
Bu kapsamda,
• Temsili ve katılımcı demokrasiyi güçlendirmek.
• Farklı toplumsal kesimlerin, inanç gruplarının ve etnik kimliklerin siyasal sistemde temsil edilmesini sağlamak.
• Demokratik çoğulculuğu korumak,
• Yolsuzluğu önlemek ve hesap verilebilir bir yönetim anlayışı oluşturmak. kamu alanında keyfi yönetimi engellemek.
• Kamu kaynaklarının adil ve etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak.
• Ekonomik eşitsizlikleri azaltmak ve fırsat eşitliğini sağlamak.
• Temel insani taleplere duyarlı olmak,
• Eğitim, sağlık, adalet, güvenlik ve sosyal haklara erişimi güvence altına almak.
• Düşünce, ifade, inanç ve örgütlenme özgürlüğünü garanti altına almak.
Bu hedefler doğrultusunda kurulan bir demokratik siyasal sistem, barış, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak bir altyapı da oluşturacaktır.
“Terörsüz siyaset ve Türkiye partisi olma” meşruiyet, temsil, toplumsal sözleşme ve demokrasi gibi kavramlar üzerinden değerlendirilebilecektir.
Siyasal iktidarın en önemli meşruiyet kaynaklarından biri, toplumsal rızadır.
Bir partinin veya yönetimin, silahlı unsurların gölgesinde olmadan, halkın özgür iradesiyle desteklenmesi ve şiddet kullanmadan siyaset yapması, demokratik meşruiyet açısından temel bir gerekliliktir.
Eğer bir siyasi hareket, yalnızca belirli bir etnik veya bölgesel kimliğe dayanırsa ve şiddetle ilişkilendirildiği algısı yaygınsa, geniş toplumsal desteğe ulaşması zor olur.
Kuşkusuz partiler, Türkiye’deki tüm toplumsal kesimlere yönelik politika geliştirmeli, ekonomi, eğitim, sosyal adalet, demokrasi ve özgürlükler gibi konularda kapsayıcı bir siyaset yürütmelidir.
Şiddetle arasına net çizgiler çekerek, demokratik kanallar aracılığıyla mücadele eden bir parti olduğunu göstermelidir.
Türkiye’de herkesin siyasette kendini ifade edebilmesi çoğulcu demokrasinin gereğidir. Ancak bu durum, bölücülüğe veya şiddeti meşrulaştırmaya yol açmamalıdır.
Temsil, demokratik sistemlerin en önemli unsurlarından biridir. Siyasal sistemin adil ve kapsayıcı olabilmesi için farklı toplumsal kesimlerin parlamentoda, yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında yeterince yer alması gerekir. Temsilde yaşanan sorunlar, demokrasinin işleyişini aksatabilir ve halkın siyasete olan güvenini zedeleyebilir.
Temsilin adil ve kapsayıcı olması, demokrasinin kalitesini artırır ve halkın siyasete olan güvenini pekiştirir.
Böylece siyaset, yalnızca belirli grupların değil, toplumun her kesiminin yer aldığı daha kapsayıcı ve demokratik bir alan haline gelebilir.
Terörsüz bir Türkiye’nin inşası, yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, aynı zamanda kapsayıcı siyaset ve toplumsal uyum gibi unsurlarla desteklenmelidir.
Silah bırakma süreci sonrası siyasi partilerin nasıl bir yol izlemesi gerektiği, Türkiye partisi olma idealinin nasıl inşa edilebileceği ve meclis-siyaset-toplum uyumunun nasıl sağlanabileceği gibi sorulara sağlıklı cevaplar oluşturabilmek, siyasetin ve siyasi partilerin kurumsallaşmasını da mümkün kılacaktır.
TÜRKİYE PARTİSİ OLMANIN GEREKLERİ
Anayasa’da da vurgulandığı üzere siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef almaması, terör ve şiddeti siyasi amaç ve araç olarak görmemesi kaydıyla, her siyasi görüşün partileşerek bu görüşlerini Anayasal çerçevede kalarak, demokratik platformlarda açıklama, savunma ve yayma özgürlüğüne sahip olması gerektiğini temel ilkelerinden biri olarak görmekteyiz.
Hukuk düzeni içinde tüm kurum ve kuruluşlar gibi siyasi partilerin de Anayasa ve kanunlarla belirlenmiş kurallara uyma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Anayasanın 68’inci ve 69’uncu maddelerinde “Siyasi partilerle ilgili hükümler” düzenlenmiştir.
Anayasanın 68’inci maddesi “Parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma” hükümlerini içermektedir. Buna göre; vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir. Siyasi partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.
Anayasa’nın 68’nci maddesinin 4’ncü fıkrasındaki vurgu ise çok nettir:
“Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”
Siyasi partilerin uyması gereken esasları içeren Anayasa’nın 69’ncu maddesinde de, bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68’nci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararının verileceği bariz olarak ifade edilmiştir.
Bununla birlikte, siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmalarının demokrasi ilkelerine uygun olması, bu ilkelerin uygulanmasının kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür.
2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunun 4’ncü maddesi, “Siyasi Partilerin Vazgeçilmezliği ve Niteliği” üzerine amir hükümdür.
Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamayacaktır.
“SİYASET MİLLETİN HUZUR YOLU OLARAK GÖRÜLMELİ”
Devlet ve siyasetin varoluş gayesi insana hizmettir.
Her insanın dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlükleri bulunduğuna; bu hakları kullanma yetki ve özgürlüğünün kutsallığına, bunları her türlü istismardan korumanın, teminat altına almanın ve işlerlik kazandırmanın vazgeçilmezliğine inanmaktayız.
Siyaset anlayışımızın öznesi insan, nesnesi devlet, yüklemi demokrasi, cümlesi ise millettir.
Hür birey, müreffeh toplum ve güçlü devletin inşasını, daha insanî bir dünyanın gerçekleştirilmesini tasavvur etmekteyiz.
Siyaseti, milletin huzur ve refahının teminine yönelik politikalar geliştirilmesinin yolu olarak görmekteyiz.
Siyasetimizin ve siyasi hedeflerimizin uygulama alanı evvelemirde Türkiye’dir.
Türk-İslam coğrafyalarına bakışımızın ve kavrayışımızın ağırlık merkezi Türkiye’dir.
Hep Birlikte Türkiye’yiz. Hepimiz Türk milletiyiz. Yalnız başına uzlaşmak da yetmeyecektir.
Nitekim mühim olan doğruda uzlaşmaktır, adalette uzlaşmaktır, hukukta uzlaşmaktır, ahlakta uzlaşmaktır, vicdanda uzlaşmaktır, huzurda uzlaşmaktır, ebediyete kadar birlikte yaşama gayesinde uzlaşmaktır.
Bize göre uzlaşmanın adresi de büyük Türk milletinin kutlu varlığıdır.
Kökeni, yöresi, mezhebi ve anasının dili ne olursa olsun milli ve manevi değerlerin ortak paydasında yerini alan her insanımız bizim kardeşimiz, Türk milletinin özbeöz evladıdır.
Türkiye; ekonomisiyle, siyasetiyle, diplomasisiyle, milli birlik ve kardeşlik ruhuyla, tarihi ve kültürel müktesebatıyla, kavga yerine kucaklaşmayı öne alan sarsılmaz iradesiyle önümüzdeki yüzyılı lehine çevirebilecektir.
YENİ SİYASET ARAYIŞLARI
22 Ekim 2024 günü TBMM Grup Toplantımızda yaptığım çağrı ile başlayan “terörsüz Türkiye” girişimi, İmralı’nın DEM aracılığı ile yaptığı PKK’nın feshi ve silah bırakma çağrısı ile önemli bir aşamaya gelmiştir.
İmralı açıklamasında ayrı bir devlet, federasyon, herhangi bir şekilde özerklik ya da kültüralist talepler olmaksızın örgütü silah bırakmaya çağırması Türkiye’de yeni bir sürecin başlaması için önemli bir adım olmuştur.
Bu sürecin tam olarak başarıya ulaşması terör örgütünün silah bırakmasının da ötesinde, herhangi bir şekilde terörü olumlayan ya da sırtını teröre ya da vandalizme dayandıran siyaset anlayışının da tarihe karışması ile mümkün olabilecektir.
Terörsüz Türkiye sürecinde yalnızca dağdaki terörün değil şehirdeki vandalist anlayışın da bitirilmesi elzemdir. Siyasetin doğasında yer alan ve hukukla bir kesişim kümesine işaret eden hakkaniyet ve hak arama ilkelerinin şiddetsiz bir şekilde anlamlandırılması bir zarurettir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE, SİVİL SİYASET
Terörsüz Türkiye’de tüm siyasal partiler için elzem olması gereken kavramların başında sivilleşme gelmektedir.
Söz konusu sivil siyaset yıllarca Türkiye’de askeri vesayetten kurtulma anlamında kullanılmıştır. Darbe anayasası yerine yeni bir sivil anayasa hazırlanması Türk demokrasisi için zarurettir. Demokrasiyi, monokrasi ve oligarşiden ayıran temel özelliği kitlenin tamamının yönetimde muhtelif biçimlerde söz hakkı olmasıdır. Bu da, modern demokrasilerde siyasi partilerin kitlenin geneline hitap etme ya da en azından genel toplumsal değer yargılarıyla çatışmama ihtiyacını beraberinde getirmektedir.
Türk siyasetinin terörden arındırılmasının ardından, terör ya da vandalizme başvuran ya da meşrulaştıracak siyaset izleyen yapıların demokrasiyi bu anlamda özümsemesi ve evrensel normlarla birlikte toplumsal normları da göz önünde bulundurması zaruridir.
Bu anlamda evrensel demokrasi normu kavramı da göz ardı edilmemelidir. Demokrasinin temel ilkelerinin yalnızca benimsenmesi değil özümsenmesini de merkeze alan bir anlayışa işaret eden evrensel demokrasi normu şiddetin her türlüsünü reddetmektedir.
Kast edilen sivilleşme terörün militarist anlayışından sıyrılmayı işaret etmektedir. Eleştirel tartışma kültürünün Türk siyasetinde sağlıklı bir zemine oturtulması ve bilinçli eylemciliğin şiddetten uzaklaştırılması bu konudaki en önemli sacayaklarıdır. Zira teröristlerin silah bıraktıktan sonra, silaha sarılma istidadına sebep olan zihniyetten kurtulunması da bir zarurettir. Bu da ancak militarist anlayış yerine sivil bir anlayışın yerleşmesi ile mümkün olabilecektir. Yani, yıllarca terörün uzantısı olmuş siyasi yapılar gerek tüzükleri ile gerekse de siyasi dilleri ile sivilleşmek zorundadır. Modern siyasetin en önemli ilkelerinden biri olan yurttaşlık bilincine sahip olmak tam anlamıyla ancak böyle sağlanabilecektir.
Bunun için ise terk edilmesi gereken husus kimlik siyasetidir. Kimlik teorik anlamda birey ya da topluluğun kendisini tanımladığı şuurdur. Ancak Batı’da ve bizdeki kimlik tanımları farklıdır. Latince’de kimlik kavramı (identity-idem) aynılaştırmak kökenine ve dolayısıyla mantığına dayanırken Türkçedeki kimlik bir tanımlama meselesidir ve kim sorusundan türemektedir. Bu fark önemlidir zira bizdeki kimlik anlayışının homojenleştirici (asimile edici) olmadığının göstergesidir. Ancak Dem ve benzeri partilerin bugüne değin yaptıkları kimlik siyaseti (Buna CHP’nin Alevi yurttaşlarımıza yönelik siyaseti de eklenebilir) batı medeniyet dairesinin tarzıdır ve yanlıştır. Bölgeciliğe dayalı etnik siyaset aşılmalıdır. Literatürdeki “denge sağlama” kavramını merkeze alarak bölgeciliği olumlayan anlayışlar yanılgı içerisindedir. Zira bölgecilik bütünü bozan, birliğe zarar vererek milleti ve toplumu zayıflatan bir siyaset tarzıdır. Üstelik etnik siyaset ile birleştiğinde çok daha vahim durumlar doğurabilmektedir. Millet olma gerçeğimiz ve demokrasi kültürümüz dikkate alındığında kimlik, siyasetin öznesi yapılmamalıdır.
Bu anlamda Türk siyasetinde kimliğe dayalı siyaset yerine müşterekleri ön plana çıkaran, farklılıklara hürmetkar bir anlayış hâkim olmalıdır. Bu dil siyasete hâkim olmalı ve aksini sürdüren yapılara siyasal dil uyarısı ve kamuoyu baskısı ile yaklaşılmalıdır.
Bunun yolu da bu yapılar üzerinde siyasi ve toplumsal bir kamuoyu baskısı yaratılması ve siyasi partiler kanununun bu içeriğe kavuşturulmasıdır.
Milleti oluşturan her bir ferdin yerel kimliği ne olursa olsun müşterek hislerde buluşması milli birlik için zorunludur. Bu hissiyat bazen sevinçte bazen acıda mümkün olabilecektir. Şiddetsiz siyasetin mümkün olabilmesinin unsurlarından biri de şüphesiz bu duygudaşlığın inşası, müşterekleri çoğaltmak ve bu müşterekleri sosyal yaşamda görünür kılmaktır.
VANDALİZMLE MÜCADELE
Terörsüz Türkiye sürecinin tam olarak başarıya ulaşmasının ileri adımlarından biri her türlü vandalizmin siyasetten dışlanmasıdır. Bu ihtiyaç İstanbul’da yaşanan sokak eylemleri ile de net bir şekilde görülmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın pek çok yolsuzluk iddiası ile tutuklanması sonrası Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde marjinal sol grupların -ki bu gruplar polise asit, molotof kokteyli gibi maddelerle saldırmaktadır- saldırıları ile sokaklar karıştırılmıştır.
Bu, siyaset biliminde vandalizm ile karşılansa da aslında fundamentalizm (köktencilik) ile vandalizmin birleştiği noktadır.
Hukuku yok sayarak adalet talep etmek bir çelişki olduğu gibi, şiddetin bir yöntem olarak görülmesi ve normalleştirilmesi vandalist bir siyaset anlayışıdır.
Kuşkusuz adalet hak edenin hakkını alması, hak ise bir kişinin aleyhine veya lehine olanın tecelli etmesidir.
Vandalizmin köktenleşmesi ise zaten Türkiye’de CHP ile ilişkileri malum sol grupların anlayışıdır.
Siyasetin doğasında yer alan ve hukukla bir kesişim kümesine işaret eden hakkaniyet ve hak arama ilkelerinin şiddetsiz bir şekilde anlamlandırılması bir gerekliliktir. Bunun için kamuoyu oluşturulması yanında gerekli hukuki düzenlemelerin de yapılmasıdır.
Bu doğrultuda öncelikle siyasi partiler kanununda ilgili değişiklikler yapılabilecek ve siyasi etik yasası çıkarılabilecektir.
SİYASİ PARTİLER KANUNU
Bu hususta yapılması elzem ilk somut düzenleme siyasi partiler kanununun yenilenmesi olabilecektir. Mevcut kanunda milli devlet niteliğinin korunması başlığında bölgecilik ve ırkçılığı reddeden 82. Maddeye ilave olarak milli devletin korunmasının her türlü vandalizmin reddi ile mümkün olabileceği ile ilgili bir ekleme yapılabilecektir. Bu aynı kısımdaki 79. Maddede bahsedilen devletin tekliğinin korunması ile de ilişkilidir. Devletin bütünlüğü için siyasi partilerin şiddet eylemlerinden uzak durmayı net bir biçimde taahhüt etmesi ve bunun yaptırımlarının artırılması gerekmektedir.
SİYASİ ETİK YASASI
İkinci gerekli düzenleme ise bir siyasi etik yasası çıkarılmasıdır. Çıkarılacak siyasi etik yasasının oldukça kapsamlı olması gerekse de Terörsüz Türkiye’de siyasetin dilinin, üslubunun şiddetten arındırıldığı bir anlayışa ihtiyaç vardır. Bunun için siyasete kazandırılması gereken bazı etik kodlar da bulunmaktadır. Bu kodlar siyaseti şiddetten uzaklaştırarak ya da başka bir tabirle siyaset ile şiddetin bir dikotomi yarattığını vurgulayacak şekilde kanunlaştırılmalıdır.
Bu etik kodlar şu şekilde sıralanabilir:
Hukukilik: Tüm siyasi partilerin hukuka hürmetkar olması şarttır. Hukuki kararların itiraz mercii de yine hukuk kurumları ya da hukuk yapma meşruiyetini elinde bulunduran yasama organı olmalıdır.
Sorumluluk: Tüm siyasi partiler siyasal ve en önemlisi de toplumsal sorumluluk içerisine hareket etmekle yükümlü olmalı, bu bir zaruret teşkil etmelidir.
Vicdanlı olmak: Vicdan, her ne kadar soyut ve subjektif gibi görünse de siyasal etik literatüründe sıklıkla vurgulanan bir kavramdır. Şiddetin önlenmesi, toplumsal vicdan ve siyaset kurumuna duyulan güven açısından oldukça önemlidir.
Erdem ve Karakter: Bu iki etik kod, her siyasi partide bulunması gereken kavramlardır ve siyasal partiler karakterlerini vücuda getirirken genel toplumsal hususiyetleri yaşatmalıdır. Bu, özellikle terörün siyasi uzantısı olarak görülen yapıların Türkiyelileşmesi ve genel toplumsal normlarla uyumlanması için hayati ehemmiyete haizdir.
Toplumsal kaynaşmanın ana sütunlarından birisi de temsildir.
Modern devletler, tebaadan “vatandaş”a doğru evrilmiş, kendi halkını “vatandaş” potası altında eritmiştir. Modern sonrası dönemde ise temsilde “dışlanma” duygusu yaygınlaşmış, özellikle “kimlik”lerin kamusal ve siyasal alanda daha yoğun bir biçimde görünürlüğünün artması, temsilde adalet ilkesinin yorumlanmasını gündeme getirmiştir.
Bu adaletin sağlanmasının yolu kurumsal ve yasal/Anayasal düzenlemelerin yapılmasında görülmüştür. Herkesin kanunlar önünde eşitliği, temel hakların kullanılması ve kamu hizmetlerine erişim gibi düzenlemeler bu kapsamda belirleyici olmuştur.
Milli birlik ilkesinin ve vatandaşlık bilincinin tehlikeye atılması ise bu yöndeki risk olarak belirmektedir. Toplumsal kesimlere kurumsal düzeyde yer verilmesi ve yasal/Anayasal düzenlemelerde zikredilmesi, “milli birlik ilkesi”nin ve vatandaşlık bilincinin zayıflaması riskini taşımaktadır.
Toplumsal kesimlerin temsili konusunda her ne kadar teorik ve pratikte ciddi sıkıntılar bulunsa da, temsilin zıt anlamlısı “dışlanma” olacaktır.
Temsil edilmediğini düşünen kişiler/gruplar/kesimler, dışlanmışlık hissiyle ya apolitize olacak ya da tam tersi bir istikamette aşırı politize olarak sisteme ve mevcut yönetime karşı gerçekçi olmayan sübjektif değerlendirmelerde bulunabilecektir.
Dolayısıyla dışlanma duygusunun azaltılması için, vatandaşı ilgilendiren konularda daha açık, adil ve etkili politikalar geliştirme zorunluluğu yanında temsil biçimlerinin geliştirilmesi ve uygulamaların da bu doğrultuda olması gerekmektedir.”