Aziz Dağtekin Yazdı
Birileri çalıyor, birileri ödüyor; hesap sorulmayınca düzen sürüp gidiyor!
Köyün birinde saf bir kadın, mis gibi ekmekler pişiriyormuş. Yoldan geçen bir adam ekmek istemiş. Sohbet sırasında kendisini ahiretten üç günlüğüne izinli gelmiş biri olarak tanıtmış.
Kadın, üç ay önce ölen kardeşi Hüseyin’i sormuş. Adam hiç istifini bozmadan cevap vermiş:
“Tanımaz mıyım? Durumu çok kötü! Beş altın borcu var. Sabah akşam dayak yiyor!”
Kadının yüreği parçalanmış. Koşup beş altını getirmiş, adama vermiş. Dolandırıcı altınları alıp kaçmış.
Kadının kocası gerçeği öğrenince atına atlayıp peşine düşmüş. Fakat dolandırıcı onu da bir oyunla atından etmiş.
Eve dönen adam, karısına öfkeyle şöyle demiş:
“Hiç sorma! Senin deyyus kardeşinin bir de at borcu varmış. Onu da ödedim, geldim!”
Fıkra bu ya…
Ama insan sormadan edemiyor: Ya bu dolandırıcı beş altınla yetinmeyip milyonların, milyarların döndüğü kapılara ulaşsaydı?
İşte o zaman mesele bir fıkra olmaktan çıkar, milletin alın terinin hesabına dönüşürdü.
AHİRETTEKİ BORÇTAN BELEDİYE BORCUNA…
Fıkradaki dolandırıcı, olmayan bir borcu bahane ederek kadının parasını alıyor. Gerçek hayatta ise zaman zaman belediyelerden kamu ihalelerine, harcamalardan para trafiğine kadar pek çok konuda yolsuzluk iddiaları gündeme geliyor.
Elbette her iddia suçun kanıtı değildir. Her dosya kendi delilleriyle değerlendirilmeli, kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilmemelidir.
Ancak şu soru da cevapsız bırakılamaz:
Kamu parasını yönetenler, o paranın hesabını millete vermek zorunda değil midir?
Elbette zorundadır!
Belediyeler bir partinin kasası, kamu ihaleleri belli çevrelerin zenginleşme aracı değildir. Hangi partiden olursa olsun, milletin parasını yöneten herkes hesap verebilmelidir.
HIRSIZIN PARTİSİ OLMAZ!
Yolsuzlukla mücadele, rakip partiyi yıpratmanın aracına dönüşürse inandırıcılığını kaybeder.
Bir partinin belediyesinde usulsüzlük iddiası varsa araştırılmalı; aynı iddia başka bir partide ortaya çıktığında da aynı kararlılık gösterilmelidir.
Kendi mahallesindeki iddialara susup rakibinin iddiaları karşısında adalet nutukları atanlar, hukuku değil taraftarlığı büyütür.
Hırsızın partisi olmaz. Kamu malının sahibi siyasetçiler değil, millettir!
MİLLETİN CEBİNDEN ÇIKAN PARANIN HESABI NEREDE?
Vatandaşın vergi borcunun günü bellidir. Faturası gecikse kapısı çalınır. Bankaya borçlansa hesabı sorulur.
Peki kamu kaynaklarının kullanımı söz konusu olduğunda aynı şeffaflık neden her zaman görülmüyor?
Bir ihale neden o firmaya verildi? Kaç firma teklif sundu? Hizmet gerçekten yapıldı mı? Ödeme hangi gerekçeyle gerçekleştirildi? Denetim raporlarında eksiklik tespit edildi mi?
Bunlar düşmanlık soruları değil, kamu yönetiminin temel sorularıdır.
Şeffaflık, yönetenlerin lütfu değil, vatandaşın hakkıdır.
Milletin cebinden çıkan her kuruşun hesabını sormak da kimsenin tekelinde değildir.
SİYASETİN EN KOLAY NUMARASI: SUÇLA, SUÇLAN, UNUTTUR!
Bir taraf iddiayı ortaya atıyor, diğeri siyasi saldırı diyor. Ardından karşılıklı suçlamalar başlıyor. Televizyonlar tartışıyor, sosyal medya birbirine giriyor.
Sonra?
Asıl sorular yine ortada kalıyor:
Para nerede? Kamu zararı oluştu mu? Oluştuysa kim sorumlu?
Siyaset, gerçekleri aydınlatmak yerine sis perdesi oluşturmaya başladığında kaybeden vatandaş oluyor.
Geçim derdiyle boğuşan insan, kendi vergisinin nereye harcandığını bilmek istiyor. Bu bir siyasi propaganda değil, vatandaşlık hakkıdır.
MESELE BEŞ ALTIN DEĞİL, GÜVEN MESELESİ!
Fıkradaki kadın, kardeşinin borcunu ödediğini sanarak rahatlıyor. Oysa bir yabancının anlattığı yalana inanıp parasını kaptırıyor.
Devlet yönetimi ise hikâyelerle değil, belgelerle yürütülür. Kamu kaynakları sözlerle değil, denetimle korunur. Adalet, siyasi nutuklarla değil, hukukla sağlanır.
Hiçbir siyasetçinin sözü denetimin yerini tutamaz. Hiçbir parti rozeti hesap verme yükümlülüğünü ortadan kaldıramaz.
Kamu malı, siyasi sadakatin ödülü değildir!
BU MİLLETİN PARASI SAHİPSİZ DEĞİL!
Bir dolandırıcı beş altınla kaçabilir, bir atı alıp uzaklaşabilir. Ama gerçek hayatta kamu kaynaklarının kötüye kullanılması, denetimsizlik veya kayırmacılık varsa bedelini bütün toplum öder.
Bu nedenle yolsuzluk iddiaları ne siyasi hesaplaşmaların malzemesi yapılmalı ne de siyasi yakınlık uğruna görmezden gelinmelidir.
İddia araştırılmalı, delil ortaya konulmalı, suç sabitse hukuk gereğini yapmalıdır. Kim yönetirse yönetsin, aynı kurallar herkese uygulanmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bugünün belediye başkanları veya siyasetçileri değil; yarının Türkiye’sinde kamu görevini üstlenecek herkesin nasıl hesap vereceğidir.
Milletin istediği çok açık: Şeffaf yönetim, eşit hukuk ve kuruşu kuruşuna hesap!
Unutulmasın: Milletin cebinden alınan yalnızca para değildir; bazen adalete ve devlete duyulan güven de alınıp götürülür.