Aziz Dağtekin Yazdı
“Mazot olmuş yüz lira,
Elektrik, su, doğalgaz kira…
Zam verin beyim, zam verin!”
Bir türkü tuttursak, adı belli:
“Zam Verin Beyim, Zam Verin!”
Çünkü artık memleketin en çok söylenen türküsü bu…
Sabah gözünü açan zam görüyor,
Akşam televizyonu açan zam duyuyor,
Markete giren zamla karşılaşıyor,
Faturayı eline alanın yüreği sıkışıyor.
Mazot desen ateş pahası…
Elektrik faturası kapıya dayandı mı insan önce faturaya, sonra cebine bakıyor.
Doğalgaz desen kış gelmeden kara kara düşündürüyor.
Pazar?
Pazara giden fileyi dolduramadan dönüyor.
Kasabı zaten unuttuk.
Market raflarına bakıp fiyat etiketlerini ezberliyoruz artık.
Eskiden “Bugün ne pişirelim?” diye sorulurdu evlerde.
Şimdi soru değişti: Bugün neyi eksiltelim?
Et mi?
Peynir mi?
Meyve mi?
Doğalgaz mı?
Elektrik mi?
Çocuğun harçlığı mı?
Emeklinin çayı mı?
Zam verin beyim, zam verin!
Çarşı pazar el yakar,
Çoluk çocuk geriden bakar…
Enflasyon denilen canavar büyüdükçe büyüyor.
Vatandaşın maaşı daha cebine girmeden eriyor.
Asgari ücretlinin hesabı ayın ortasında alarm veriyor.
Emekli, ayın sonunu getirebilmek için matematik profesörü kesiliyor.
Bir faturayı ödeyince öteki kapıya dayanıyor.
Bir borcu kapatınca diğeri sıraya giriyor.
Cebinde?
Çay parası bile hesapla harcanıyor.
Sigara içen sigarasını azaltıyor.
Çay içen çayını hesaplıyor.
Et yiyen artık bayramı bekliyor.
Meyve almak lüks olmaya başlıyor.
Çocuk bir şey istediğinde anne-baba çocuğun yüzüne bakıyor…
Çocuk da anne-babanın gözlerine.
Çünkü ikisi de biliyor:
Cepte para yok!
Zam verin beyim, zam verin!
Odun kömür parası,
Emeklinin bitmeyen gönül yarası,
Cebinde kalmamış sigara, çay parası…
İşte hayatın özeti bu.
Ama burada bir başka mesele daha var.
İnsan sadece parasız kalmıyor.
Umudunu da tüketiyor.
“Seneye düzelir” diyor.
Olmuyor.
“Biraz sabredelim” diyor.
Sabır da faturaya yazılmıyor.
“Çocuklar büyüyünce rahatlarız” diyor.
Çocuk büyüyor, masraf büyüyor.
Evladın okul masrafı, servis parası, kırtasiyesi, üniversitesi…
Hepsi ayrı bir hesap.
Bir zamanlar vatandaşın derdi: Daha iyi nasıl yaşarım?
Şimdi derdi: Nasıl geçinirim?
Aradaki farkı anlatmaya gerek var mı?
Bir insanın hayali küçülüyorsa, orada sadece ekonomik değil, sosyal bir mesele de vardır.
Çünkü yoksulluk yalnızca boş cüzdan değildir.
Yoksulluk;
Çocuğuna istediğini alamamaktır.
Hastaneye giderken ilaç parasını düşünmektir.
Kışın kombiyi açarken faturayı hesaplamaktır.
Pazarda poşeti dolduramadan eve dönmektir.
Ayın yirmisinde maaşın bitmesidir.
Ve en acısı…
İhtiyaçlarını değil, ihtiyaçlarından hangisinden vazgeçeceğini düşünmektir.
Kasabı, marketi unuttuk.
Ne bulduysak onu yuttuk.
Asgari ücretliyi, emekliyi, çiftçiyi…
Herkes kendi hesabının başına oturdu.
Çiftçi ile nakliyeci mazotu düşünüyor.
Emekli kirayı düşünüyor.
Asgari ücretli faturayı düşünüyor.
Esnaf siftahı düşünüyor.
Anne çocuğunu düşünüyor.
Baba ay sonunu düşünüyor.
Herkes düşünüyor…
Ama herkesin ortak bir sorusu var: Bu para nereye kadar yeter?
İşte asıl mesele budur.
Zam verin beyler, zam yapın!
Ama bir dakika…
Bu söz artık sadece taşlama değil.
Bu, vatandaşın çaresizliğinin ironik çığlığıdır.
Çünkü vatandaş aslında zam istemiyor.
Geçinebileceği bir hayat istiyor.
Alım gücünün korunmasını istiyor.
Çocuğunun önüne gönül rahatlığıyla bir tabak yemek koymak istiyor.
Emekli, ömrünün son yıllarını borç hesabı yaparak geçirmek istemiyor.
Çiftçi ürettiğinin, nakliyeci taşıdığının karşılığını almak istiyor.
İşçi alın terinin karşılığını istiyor.
Esnaf kepenk açtığında akşam siftah yapmadan kapatmak istemiyor.
Vatandaşın istediği çok değil: İnsan gibi yaşamak.
Ve şimdi bir kez daha söyleyelim:
Zam verin beyim, zam verin!
Mazot olmuş yüz lira,
Elektrik, su, doğalgaz, kira…
Çarşı pazar el yakıyor,
Çoluk çocuk geriden bakıyor.
Odun kömür cep yakıyor,
Emeklinin yüreği yanıyor.
Cebinde kalmamış çay parası…
Ama vatandaş haala ayakta.
Hala çalışıyor.
Hala üretiyor.
Hala evladının geleceği için mücadele ediyor.
Fakat unutulmasın!
Milletin sırtındaki yük ağırlaştıkça, söylenecek söz de ağırlaşır.
Bugün sokakta yükselen sesin adı zam değil…
Geçim derdidir.
Ve bu derdi duymak için ekonomi raporlarına değil, pazar filesine, emeklinin cüzdanına, işçinin mutfağına bakmak yeterlidir.
Çünkü bazen bir milletin ekonomik fotoğrafını en iyi anlatan şey milyonluk tablolar değil…
Boş bir pazar filesidir.
Zam verin beyim, zam verin!
Ama vatandaşa değil…
Vatandaşın yüküne zam yapmayın artık!
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"