Aziz Dağtekin | Pazar Sohbeti
Yeni bir eğitim yılı başladı.
Okullar açıldı.
Çantalar hazırlandı.
Kalemler alındı.
Defterler kaplandı.
Veliler heyecanlandı.
Çocuklar sınıflara koştu.
Peki ya biz?
Biz çocuklarımızın çantasına bilgi koyduk da gönlüne ne koyduk?
İşte asıl mesele burada!
Çünkü okul çocuğa bilgi verir.
Ders öğretir.
Formül öğretir.
Tarih öğretir.
Fen öğretir.
Teknoloji öğretir.
Meslek öğretir.
Ama…
Terbiyeyi kim öğretecek?
Ahlakı kim öğretecek?
Vicdanı kim öğretecek?
Büyüğe saygıyı, küçüğe merhameti kim öğretecek?
Haramdan uzak durmayı kim öğretecek?
Elindeki imkanı başkasına zarar vermeden kullanmayı kim öğretecek?
Bunun cevabı çok eski, çok basit ve çok net:
Aile!
Okul eğitir.
Ama insanı ilk yoğuran ailedir.
Çocuğun ilk öğretmeni annesidir.
İlk terbiyecisi babasıdır.
İlk okulu evidir.
İlk kitabı ailesinin davranışlarıdır.
Çocuk ne söyleneni değil, çoğu zaman gördüğünü öğrenir.
Şimdi gelelim canımızı acıtan meselelere…
Yeni eğitim yılının daha ilk günlerinde Manisa’dan gelen haber hepimizi sarstı.
Turgutlu’da bir okulun yakınında silahlı saldırı meydana geldi.
11 öğrenci yaralandı.
İkisi ağırdı.
Daha acısı nedir biliyor musunuz?
Çocuklarımız okula kalemle, kitapla, umutla gitmesi gerekirken, silahın gölgesiyle karşılaşıyor.
Aradan birkaç gün geçiyor.
Bu defa Tarsus…
Bir ilkokulda, 7 yaşındaki bir çocuğun çantasından tabanca çıkıyor.
İddialara göre silah babaya ait ve baba, silahı çantaya kendisinin koyduğunu, sonra unuttuğunu söylüyor.
Bir düşünün…
Yedi yaşındaki çocuğun çantasında ne olmalı?
Beslenme çantası…
Defter…
Kalem…
Silgi…
Belki annesinin koyduğu küçük bir not: “Allah zihin açıklığı versin yavrum.”
Ama tabanca?
Tabanca ne arıyor o çantada?
Şimdi soruyorum:
Biz nerede yanlış yaptık?
Hemen “Okul suçlu” diyelim.
Olmaz.
“Öğretmen suçlu” diyelim.
Olmaz.
“Devlet suçlu” diyelim.
O da yetmez.
Çünkü mesele yalnızca okulun duvarları içinde değil.
Mesele evin içinde başlıyor.
Çocuğa diploma kazandırmak için gece gündüz çalışıyoruz.
Ama ahlak kazandırmak için ne kadar çalışıyoruz?
Çocuğumuz iyi bir üniversite kazansın diye özel ders aldırıyoruz.
Ama iyi bir insan olsun diye onunla kaç saat konuşuyoruz?
İngilizce öğrensin istiyoruz.
Kodlama öğrensin istiyoruz.
Yapay zekâyı öğrensin istiyoruz.
Dünyayı takip etsin istiyoruz.
Peki…
Kendini tanısın istiyor muyuz?
Allah’ı tanısın?
Kul hakkını bilsin?
Helali haramı ayırsın?
Vicdan sahibi olsun?
Merhameti öğrensin?
Yoksa bütün bunları da diplomanın içine mi koyduk?
Vay zavallım vay!
Diplomayı aldın.
Ama edep yok.
Mesleği öğrendin.
Ama merhamet yok.
Bilgisayar kullanıyorsun.
Ama öfkeni kullanamıyorsun.
Dünyanın öbür ucundaki insanla görüntülü konuşuyorsun.
Ama aynı evdeki annenin gönlünü anlamıyorsun.
Yapay zekaya soru soruyorsun.
Ama vicdanına soru sormuyorsun.
İnternette her şeyi biliyorsun.
Ama kendini bilmiyorsun.
Ne garip bir çağ!
Biz eğitimi diplomaya indirgedik.
İnsanı mesleğine indirgedik.
Başarıyı maaşa indirgedik.
Mutluluğu tüketime indirdik.
Çocuğun değerini aldığı puanla ölçmeye başladık.
“Kaç puan aldın?”
“Kaçıncı oldun?”
“Hangi üniversiteyi kazandın?”
“Hangi bölüme girdin?”
Sorular bunlar…
Peki hiç sorduk mu:
“Bugün kimi üzdün?”
“Bugün kime iyilik yaptın?”
“Bugün birinin hakkına girdin mi?”
“Bugün yalan söyledin mi?”
“Bugün annenin gönlünü aldın mı?”
“Bugün Allah’ı hatırladın mı?”
En önemlisi “ Bu gün Allah için ne yaptın” diyebiliyor muyuz?
İşte asıl karne burada!
Diploma meslek içindir.
Ahlak ise insan olmak içindir.
Diploma sana bir kapı açabilir.
Ama ahlak, o kapıdan nasıl geçeceğini öğretir.
Diploma sana makam kazandırabilir.
Ama terbiye, o makamda nasıl davranacağını öğretir.
Diploma sana para kazandırabilir.
Ama ahlak, o parayı nerede kullanacağını öğretir.
Diploma sana güç verebilir.
Ama iman ve vicdan, o gücü zulme dönüştürmemeyi öğretir.
Bir de Batı meselesi var.
Elbette bilimi alacağız.
Teknolojiyi alacağız.
Üretim modellerini öğreneceğiz.
İnsanlığın geliştirdiği faydalı her bilgiden istifade edeceğiz.
Ama bir şeyi birbirine karıştırmayacağız:
Bilim başka şeydir, değerler sistemi başka şey.
Teknolojiyi almak başka şeydir.
Kendi ahlaki pusulanı kaybetmek başka şey.
Dünyanın ürettiği teknolojiyi kullanabiliriz.
Ama kendi değerlerimizi çöpe atmak zorunda değiliz.
Çünkü medeniyet yalnızca gökdelen dikmek değildir.
Medeniyet aynı zamanda insanın nefsine sınır koyabilmesidir.
Peki biz ne yaptık?
Çocuğu ekranla baş başa bıraktık.
Sosyal medyayı öğretmen yaptık.
Fenomenleri rol model yaptık.
Tüketimi başarı sandık.
Şöhreti değer sandık.
Parayı ölçü sandık.
Sonra da çocuklarımız neden değişti diye şaşırdık.
Çocuk değişmedi!
Bizim ona sunduğumuz dünya değişti.
İslam bize önce insan olmayı öğretir.
“Ben kimim?” sorusunu sordurur.
“Kimin kuluyum?” dedirtir.
“Nereden geldim, nereye gidiyorum?” diye düşündürür.
Çünkü insan sadece diploma almak için yaratılmış bir varlık değildir.
Sadece kariyer yapmak için yaşamıyoruz.
Sadece daha büyük ev, daha pahalı araba, daha yüksek maaş için dünyaya gelmedik.
Bir gün…
Hepimizin önüne başka bir sınav konulacak.
Orada diploma konuşmayacak.
Makam konuşmayacak.
Kartvizit konuşmayacak.
Servet konuşmayacak.
Şöhret konuşmayacak.
İnsanın inancı, niyeti, ameli ve kul hakkı konuşacak.
Kur’an’ın ifadesiyle, zerre kadar hayrın ve zerre kadar şerrin karşılığının görüleceği bir hesap var.
İşte insanın gerçek karnesi orada açılacak.
O gün:
“Ben profesördüm” demek yetmeyecek.
“Ben müdürdüm” demek yetmeyecek.
“Ben mühendistim” demek yetmeyecek.
“Ben çok diplomalıydım” demek yetmeyecek.
Asıl mesele:
Nasıl bir insandın?
Nasıl yaşadın?
Kime haksızlık ettin?
Kimin gönlünü kırdın?
Kimin hakkını yedin?
Kime merhamet ettin?
Rabbine karşı nasıl bir kuldun?
Öyleyse gelin…
Çocuklarımızı yalnızca sınavlara hazırlamayalım.
Hayata hazırlayalım.
Sadece diploma peşinde koşmayalım.
Ahlakın peşinde de koşalım.
Çocuklarımıza yalnızca “başarılı ol” demeyelim.
“İyi insan ol” da diyelim.
“Büyük adam ol” demeyelim sadece.
“Adam gibi adam ol.”
“Çok kazan” demeyelim sadece.
“Helal kazan.”
“Kendini ezdirme” demeyelim sadece.
“Kimseyi ezme.”
“Güçlü ol” demeyelim sadece.
“Gücünü adaletle kullan.”
Çünkü başımıza gelen her kötülüğü tek bir sebebe bağlamak kolaycılık olur.
Manisa’daki olayın bütün nedenleri soruşturmayla ortaya çıkacaktır.
Tarsus’taki olayın hukuki ve ailevi sorumlulukları da soruşturma sonucunda netleşecektir.
Fakat bu hadiseler bize çok önemli bir soruyu yeniden sorduruyor:
Çocuklarımızın ellerine ne veriyoruz?
Kalem mi?
Bilgi mi?
Ahlak mı?
Vicdan mı?
Yoksa bütün bunların yerine sadece bir diploma mı?
Yeni eğitim yılında asıl dersimiz bu olsun:
Diploma sahibi insan çok olabilir.
Ama mesele insanın diplomalı olması değil…
Ahlaklı olmasıdır.
Çünkü okul çocuğa ders verir.
Aile karakter verir.
Toplum yön verir.
İman ise insana hesap vereceği günü hatırlatır.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey şudur:
Çocuklarımızın çantasını değil, önce kendi vicdanımızı açıp bakmak!
İçinde ne var?
Bilgi var mı?
Ahlak var mı?
Merhamet var mı?
Edep var mı?
İman var mı?
Yoksa…
Diploma çok…
İnsanlık az mı?
İşte bütün mesele bu!
Hayırlı pazarlar.